Emre Efendi

Emre Efendi

Sinek çok.

8 tanesini öldürdüm.

Ama hala çok.

Her tarafım kaşınıyor. Bu halde nasıl yazı yazabilirim ki?

Genelde hikayesiz fotoğraflar çeken bir insanım. Her fotoğrafın bir hikaye anlatması gerekmediğini düşünüyorum ve fotoğrafın hikaye anlatma sanatı olması gerektiğini düşünmüyorum. Aslında zaten fazla düşünmüyorum ve fazla anlatmıyorum. Çoğunlukla, düşünüp taşınıp fotoğraf çekemiyorum, çünkü hızlı bir dünya burası. Zaman akıyor an be an ve modeller sabırsız. Bu yüzden en iyi modeller genelde ölmüş olanlar oluyor. Onlarla çalışmak daha kolay ve zevkli. Onları motive etmek gerekmiyor, randevu ayarlamaya ve yetişme telaşına da gerek kalmıyor, en önemlisi de fotoğraflarını görmekle ilgili pek talepkar olmuyorlar. Sadece ölmelerini beklemek bazen uzun ve sıkıcı olabiliyor.

Sanırım en çok vakit harcadığım fotoğraflar bir yerlere mevzilenip çektiğim röntgen fotoğrafları olmalı. Aslında bu fotoğraflar çoğunlukla yanlarında birer küçük hikaye ile birlikte geliyorlar. Bunları yayınlamak gibi bir şansımın olmaması ise ironik bir durum.

En çok eski 5D'nin deklanşör sesini severim. Sigma'ların ikili manuel fokus mekanizmasını sevemem, yapamam bunu. Doğal ışığı güzel olan mekanlara müdavim olurum, hep aynı fotoğrafı çeker dururum, saçma olur. Ama olsun, ışık güzel olsun, keyifler yerinde olsun. Tutukluk yapan flaş tetikleyiciler en sinir olduğum şeylerdir. Yere atıp kırarım, sonra tamir edip devam ederim. Flektogon 35'in 2.4'üne ve Pentax 50 1.7'nin her türüne bayılırım nedense. Akşamüstü güneşine denk gelirsem bezdiririm. Genelde güneş olsun olmasın bezdiririm zaten aslında.

Sivrisinekleri sevmem. Ama galiba ölümün kokusunu alıyorlar bunlar. Bir tane bile kalmadı ortalıkta.

Emre Efendi
Ağustos '10
Fotoğrafların tüm hakları emreefendi.com'a aittir. Herhangi bir mecrada kullanmak için iletişim: emreefendi@gmail.com